Teknik Direktör Radomir Daloviç, Beşiktaş maçına göre kadroda değişikliğe gitti. Carlos Mane yerine Carole ile başlandı. Asıl dikkat çeken tercih ise sağ bek Ramazan Civelek’in bu kez sağ kanatta görevlendirilmesiydi. Yeni transferlerin yine ilk 11’de yer almaması, tribünlerdeki soru işaretlerini daha maç başlamadan artırdı. Bu tercihler, doğal olarak taraftar nezdinde tartışmaya açıldı.
Beşiktaş maçını referans alırsak, Kayserispor bu karşılaşmada özellikle ilk yarıda bekleneni veremedi. Sahada var gibi görünen ama etkili olamayan bir takım vardı. 12 ve 14. dakikalarda Ramazan’ın taşıdığı toplarla pozisyonlar bulundu; ancak bunlar “gol kokan” değil, yalnızca “umut veren” anlar olarak kaldı. Kayserispor’un kronik sorunu tam da burada başlıyor: Oyuna ortak oluyor ama sonucu değiştiremiyor.
Hakem konusuna gelince… Özellikle 4. hakem Ömer Faruk Gültekin’in, orta hakem Batuhan Kolak üzerindeki etkisi maç boyunca hissedildi. Kenardan yapılan itirazlar, verilen ve verilmeyen fauller oyunun ritmini sık sık kesti. Penaltı pozisyonu elbette tartışılabilir; ancak Kayserispor’un asıl problemi bu pozisyon değil, o ana kadar rakibi fazlasıyla rahatlatmış olmasıydı.
İlk yarıya genel hatlarıyla baktığımızda tablo nettir:
Bu takımın acil olarak bir oyun kurucuya ve net bir santrafora ihtiyacı var. Topu ileri taşıyacak, oyunu yönlendirecek bir merkez eksik. Ceza sahasında ise bitiricilik sorunu artık kronikleşmiş durumda. Bu eksikler sadece bu maçın değil, sezonun genel fotoğrafıdır.
Maç günü Kayseri’de hava eksi derecelerdeydi. Buna rağmen stadyumdaki ısıtıcıların çalışmaması tribünlerde tepki yarattı. Soğuk yalnızca havada değil, oyunun genel atmosferinde de hissedildi.
Başakşehir’in oyun planı belliydi: Önde baskı kurmak ve rakibi hataya zorlamak. Buna karşın Kayserispor’un ısrarla geriden oyun kurmaya çalışması, rakibin işini kolaylaştırdı. Oyun kurmak istendi; ancak bunu uygulayacak oyuncu profili sahada olmayınca bu tercih, Kayserispor’un kendi kendini zora sokmasından başka bir anlam taşımadı.
İkinci yarıya her zamanki gibi devreyi 1-0 mağlup kapamıza rağmen oyuncu değişikliği yapılmadan başlandı. Rakip, hava toplarında etkili ve uzun oyunculardan kurulu olmasına rağmen kornerlerin paslaşarak kullanılması, saha içi gerçeklikle örtüşmedi. Sağlı sollu gelen Başakşehir atakları karşısında savunmada ciddi sorunlar yaşandı. Bu dakikaya kadar teknik heyetten oyuna net bir müdahale gelmemesi, kontrolün tamamen rakibe geçmesine yol açtı.
Kayserispor’un ilk ciddi tehlikeli atağının 60. dakikada gelmesi, takımın oyundan ne denli koptuğunu açıkça gösterdi. Yapılan değişikliklerle bu kez pas oyunu yerine uzun toplara dönüldü. Ancak bu hamle gecikmişti. 66. dakikada Ramazan Civelek’in talihsiz şekilde kendi kalesine gönderdiği top, Kayserispor’un puan umutlarını fiilen bitirdi. Bu gol yalnızca bir şanssızlık değil; geciken müdahalenin ve yanlış ısrarın doğal sonucuydu.
Maçın son bölümlerinde tribünlerdeki bazı taraftarların sahaya sırtını dönmesi, takım ile taraftar arasındaki bağın giderek zayıfladığının açık bir göstergesiydi. Maç sonunda tribünler sessiz kalmadı. Alınan skorun ardından takıma, yönetime ve teknik heyete yönelik protestolar yükseldi. Çünkü taraftar, sahada yalnızca skoru değil; oynanan oyunu ve mücadele düzeyini de görüyor. Bundan da pek hoşnut kalmadılar.
Bu noktada Kayserispor tribünlerinin ruhunu yansıtan şu gerçeği not etmek gerekiyor:
Taraftarın asıl tepkisi skordan çok, mücadele eksikliğine ve tekrarlanan hatalara yönelikti diyebiliriz.
Başkan Nurettin Açıkalın’ın maç sonrası yaptığı şu açıklama da bu tabloyu özetler nitelikteydi:
“Skordan ziyade bizi en çok üzen oynadığımız oyundu. Umarım takımımız bir an önce olması gereken oyunu sahaya yansıtır.”
İyi niyetten şüphe yok. Ancak futbol yalnızca iyi niyetle değil; doğru zamanda, doğru hamlelerle oynanır.
Bu maç, Kayserispor için sadece bir 3-0’lık yenilgi değildir.
Bu maç; ısrarın, gecikmenin ve gerçeği ertelemenin faturasıdır.
Ve ne yazık ki zaman, Kayserispor’un lehine işlemiyor.
Ayhan BAYNAL
Facebook Yorumları